Çocuk edebiyatında su ve nehirlerin birer ekolojik aktör olarak rolü
- Sarıgaga
- 23 Mar
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 27 Mar
Nehirler sadece su döngüsünün bir parçası olarak görülmekle kalmaz, aynı zamanda zaman, mekân ve kültürler arasında kendilerini bağlar, sarmalar veya nakış gibi işlerler.
Uluslararası Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Derneği’nin (IBBY) üç ayda bir çıkardığı Bookbird dergisinin Mart 2025 sayısı kurgu dışı kitaplara ayrıldı. Dergide sayısal, şekilsel sanat etkinlikleri kitaplarının yanı sıra okuyuculara ekolojik farkındalık aşılamayı hedefleyen kurgu dışı kitaplara yer verildi. Makalelerde Türkçeye kazandırılmış olan “Kurtların Dönüşü” (Jude Isabella – MEAV Yayıncılık), “Nehir Nedir?” (Monika Vaicenavičienė – Final Kültür Sanat Yayınları) gibi kitaplar inceleniyor. Batı Norveç Üniversitesi’nden Prof. Nina Goga tarafından kaleme alınan makalede, kurgu dışı kitaplarda nehirlerin ekolojik etkileşimler için hayati öneme sahip aktörler oldukları ve nasıl seslerini yükseltip işlev gördükleri eko eleştirel bakış açısıyla ele alınıyor:
Kurgu dışı çocuk edebiyatı, dünyayı ve doğayı tanıtmaya yönelik metinler olarak tanımlanabilir ve bu metinler, genç okurlara hem bilişsel hem de duyusal açıdan erişilebilir olacak şekilde bilgi ve fikirleri aktarırken, onları bu bilgilerle ilişkilendirme ve derinlemesine düşünme imkânı sunar (Mallett 622, Goga 55-56). Joe S. Sanders, çocuklar ve gençler için kurgu dışı literatürün kalitesinin, kitapların okura sunduğu bilgi arayışındaki sorularla belirlendiğini savunur. Eğer bu bilgi arayışı, bilgiye sanatsal bir yaklaşım içeriyorsa, Giorgia Grilli'nin "sanatsal kurgu dışı" olarak adlandırdığı türde bir hibrid metinle karşılaşırız (22). Bu türde okur, dünyayı anlamak ve açıklamak sürecine katılmaya davet edilir; tıpkı dünya yeniden anlaşılması, tanımlanması gereken bir şeymiş gibi, bilgi sürekli yeniden düşünülüp gözden geçirilmelidir. Sanatsal kurgu dışı dünyaya dair hazır verilmiş bilgiler sunmaz, bunun yerine okura "mesajları hakkında bir açıklık alanı yaratır, tıpkı sanatın yaptığı gibi" (Grilli 25).
(…) Nehirler, binlerce yıldır insanların dünyayla olan ilişkileriyle ilgili felsefi, dini ve edebi düşüncelerin başlangıç noktası ve mekânı olmuştur. Çocuk edebiyatı da istisna değildir ve bu makale, nehirlerin ekolojik etkileşimler için hayati öneme sahip olarak sesini yükselten veya tanınan birer aktör olarak nasıl işlev gördüğünü yeni bir materyalist eko eleştirel bakış açısıyla incelemektedir.
(…) Socrates öncesi Filozof Herakleitos (M.Ö. 535–475), her şeyin akış halinde olduğu (Panta rhei) fikriyle tanınır ve aynı nehire iki kez girilse de her seferinde farklı bir suyun aktığına dair paradoksal ve eski gözlemle bilinir. Belki de nehirlerin bu değişkenliği, bazı nehirlerin kutsal kabul edilmesinin sebebidir; örneğin Hinduların arınmak için girdikleri Ganj Nehri gibi. Diğer nehirler, Yunan Styx’i ve Norveç Gjol’u gibi mitolojik olup, genellikle dünya ile ahiret (ölüler dünyası) arasındaki bir sınır olarak hizmet ederler. Bu bağlamda, nehrin iki yakası arasındaki geçiş, değişim unsurunu oluşturur.
(…) Nehirler sadece su döngüsünün bir parçası olarak görülmekle kalmaz, aynı zamanda zaman, mekân ve kültürler arasında kendilerini bağlar, sarmalar veya nakış gibi işlerler. Nehir, zamanlar, yerler, kültürler, insanlar ve madde arasında devam eden bir konuşmanın hem bağlamı hem de akışıdır. Bu akış, değişim ve yer değiştirmedir.
Prof. Nina Goga’nın söylediklerinin, 2019 yılında Nalan Özdemir Erem tarafından kaleme alınan ve Gökçe İrten tarafından resimlenen “Suyun Unuttuğu” adlı kitabımız için de geçerli olduğunu düşünüyoruz. Biz nehirleri değil suyu odak noktası olarak almış olsak da kitap boyunca suyun akışkanlığı, zaman ve kültürlerarası yolculuğu, insan ile olan ilişkisi, tüm ekosistemi birbirine bağlayan en önemli aktör oluşu, şiirsel bir dille anlatılıyor:
Her yere girer, her şekli alır, ne aldıysa geri verir, kimseye borçlu kalmaz.
Sevildiğinde canlanır, kötü söz duyduğunda küser, denizciyle ayrı dilde demirciyle ayrı dilde konuşur. Dağı denize kökü yaprağa
Kuyuyu kovaya
Çerapunçi’yi Çamlıhemşin’e, Himayaları And Dağlarına, mercan resiflerini, yağmur ormanlarına, mavi balinaları, yüzme bilmeyen çocuklara anlatırmış.
Burada, Suyun Unuttuğu üzerine yazdığı etkileyici makale ile Betül Kanbolat’a (Birgün Gazetesi 2021) kulak verelim:
"(…) Yaratılış mitlerinde sıkça karşımıza çıkan su ‘bilmediğini bilen, bildiğini bilmeyen’ bir kavram olarak masalsı akışa geçiyor. Sümerce, Urduca, Japonca hatta okurunu araştırmaya teşvik eden Yoruba ve Mapuche dillerindeki karşılıklarıyla bizleri selamlıyor.
Suyun unuttuğunu birlikte anımsamaya çalışıyoruz. Kelt, Hawaii ve Aztek mitlerinde göllerin, nehirlerin, okyanusların hâkimi olanlar Eski Mısır’da doğurganlığın sembolü oluyor. Peki Köpekbalığı tanrısı hangi halkın mitolojik hikayelerini süslüyor? “Dağlarda, ovalarda, hırlayan aslan yavrusunun boğaz boşluğunda” dolaşan su öyle dolanıyor ki kendini unutup görünmez oluyor. Fakat bu sırada koca dünyanın huyunu öğreniyor. Dünyanın huyu suyu biraz da suyun huyu suyu aslında. Ve özünde biz insanların da. Su bize öfkemizi, utancımızı, bulunduğumuz kabın şeklini alan davranışlarımızı, sevildikçe canlanan hallerimizi hatırlatıyor. Kitapta Çerapunçi’yi Çamlıhemşin’e, mavi balinaları yüzme bilmeyen çocuklara, kuyuyu kovaya anlatan kim?
Yazar suyun hatırlayabildiklerini kâh bir yıldızın kuyruğuna kâh bir gergedanın acıdan sertleşen burnuna yerleştiriyor. Göçler, ağıtlar, maceracı ruhlar metin içinde harmanlanıyor. “İnsanın ayak izini suyun izine uydurduğu zamanı hatırlayışı” öyle güzel resimlenmiş ki şiir ile çizginin uyumu zirveye ulaşıyor. Medeniyetimizin suyu hapsedişi, hatırlanmayan ne varsa suya attığımız gerçeği karşımıza dikiliyor. Su, kadim dilini konuşamaz, kökü yaprağa anlatamaz olur mu? Tanrılar da gözlerini bir bir yumunca, cüce su aygırı, pirinç tarlası ve ıslık çalan örümcek ile birlikte ağlayan insanı neler bekliyor? Çocuk kitabına yakışır bir son!? Cevabı susuzluğunuzda, iç sesinizde ve eğer kitabı birlikte okursanız çocuğunuzun gözbebeklerinde bulacaksınız.”
Prof Nina Goga ve gazeteci Betül Kanbolat’ın söylediklerini toparlarsak suyun ve nehirlerin seslerini, düşlerini dinlemeye başlamalıyız. Anlatacak çok hikâyeleri var ve iklim değişikliğine karşı daha ciddi yanıtlar verilmesini açıkça talep ediyorlar.
Comentarios